Taksim’in dar sokaklarında, İstiklal Caddesi’nden Talimhane’ye inen yokuşlarda, geceyle birlikte tenimin sıcaklığı da artıyor. Gümüşsuyu’ndan yükselen ışıklar, Galata’ya doğru inen merdivenler, Tarlabaşı’nın sessiz koridorları… Hepsi, biraz daha derin, biraz daha ağır nefesler için zemin hazırlıyor. Bu semtte, her adımın ardında yeni bir dokunuş, yeni bir arzu bekliyor.
Yaşlı tenimin kıvrımlarını, dolgun göğüslerimin ağırlığını, kalçalarımın yavaş yavaş açılan davetini çoktan öğrenmiş bedenler bu civarda dolaşıyor. Onlarla buluştuğumda, o sabah Beyoğlu’nda içtiğim kahvenin tadı hâlâ dilimdeyken, akşamüstü rezidans kapılarında buluşuyoruz. Ellerim omuzlarından kayıp sırtına indiğinde, nefesi biraz daha kesiliyor; ben de o anın içindeki ağır, derin zevki hissediyorum. Kıvrak parmaklarım, dolgun dudaklarım, zamanla olgunlaşmış her kıvraklığıyla seni sarmaya geliyor.
Ardından, odanın kapısı kapandığında, yavaşça soyunup seni yatağa çekiyorum. Her dokunuşumda yaşımı…
